yeni doğan günün güneşi ile...

14/1/2007 - aşklar da ayakkabılar gibidir ...


Aşklar da ayakkabılar gibidir...

 Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

 Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

 Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar.

 Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

 Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir".... Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.

 Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.

 Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

 "Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

 "Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.

 Kati plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.

 Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların ayni zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

 Evet aşk "ayakkabıdır".

 Aynen ayakkabınıza bakim yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, askınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".

 Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

                                                                           CAN YÜCEL

 


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/1/2006 - bazen aşk gider ...

 


 

Bazen aşk gider...
Ve hayat da gider onun pesinden...
Terk edildiğin yerde öylece kala kalırsın…
Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir...
Aynada tek parça görünen bedenin, aslında lime limedir...
Nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam kırıklarıdır...
Her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin...

Bazen aşk gider...
Önünde bir kadeh rakı, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından...
Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır...
Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...
Tanrım ne olur gerçek olmasın, ne olur güneş dogmadan geri dönsün,
Teninde bir başka tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki
Hiçbir şey sormam ona, bu geceyi yaşanmamış sayarım,

Unuturum yeter ki asık olmasın...

İçimde durmaksızın çığlık  atar dualar...

Ama bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın Tanrı bile gider pesinden...
Sonra sabah olur, güneş doğar...
Aşkın gelmez bir türlü...
Bir gecede değişir ömrün...
O bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir...
Ömrünü adadığın, yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede bir başka hayata karışmıştır iste...
Bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur...
İNANAMAZSIN! ...

Bazen aşk gider...
Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın...
Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları...
Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır...
Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne...
Doğmamış bebeğin yerine koyup büyüttüğün cam önündeki o küçük mor menekşe
yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu...
Valizlerini kapının önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için yigilirsin koltuga...
Gidiyorsundur iste...
Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip...
Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip...

Bazen aşk gider...
Ve adresi değişir evinin...
Sesinin tonu değişir, yüzünün rengi...
Yastığının sıcaklığı, yediğin yemeğin tadı uykuların değişir...
Ve rüyaların her aksam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık...
Her gün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur...
Yıllardır evinde ağırladığın, masalarına konuk olduğun,

hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artık...
Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu...
Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda bırakıyordur kokusunu...
O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adi...
Aşkının o tek cennet bildiğin uykularında bir baksa sevdanın rüyaları...

Bazen aşk gider ve anılarda gider pesinden...
Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız aşkınızı bir başka sevda için ağlarken gördünüz mü? ...
Ben gördüm! ...
Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan...
Bir alev topu gibi onun için çığlık çığlık yanarken siz hiç aşkınızın önünde diz çöküp
'Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu, sana kıyamam ne olur git,' diye yalvardınız mi? ...
Onu bir başkasının kollarında düşünürken siz hiç geceler boyu aklinizi kaçırmamak için

kendi kendinize bağırdınız mi:
'Unut onu, unut onu, unut onu ya da ÖL! ...'
İçinizdeki o durmak bilmeyen yangının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mi? ...
Göz yaşları içinde yastığınıza gömülüp her Tanrı’ya sığınmak istediğinizde
artık başka bir yüreğe sevdalı olan aşkınızı ondan geri istemekten utanıp
dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç? ...
Siz hiç yana yana sevdiğiniz bir sevgilinin yoluna gençliğinizi serip
güle güle başka bir aşka uğurladınız mi? ...

Bazen aşk gider! ...
Ama ölüm gelmez bir türlü...
Ne yapsanız öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği
ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza,
kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...
Anlarsınız aşktır bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...
Vefasız bir unutuşa kurban olsa da solup yitmeyen...
Hayattan soğutup size ölümü özleten...
Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen...
Anlarsınız aşktır bu...

Bazen aşk gider...
Günler geçer ardından ve aylar...
Bazen de yıllar...
Bebekler büyür, insanlar yaşlanır, insanlar ölür,
eşyalar eskir, evler yıkılır, kurur ağaçlar...
Sokakların adi değişir...
Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...
Sevilen unutur, seven yanar..

Bazen aşk gider...
Ya da siz gittiğini sanırsınız...

CEZMİ ERSÖZ

 


Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

jezabella